menu Menü
Logo Yengi Mecmua

Sahra-yı muhabbetde o divanelerüz kim

Mecnun-ı melametzede en akilimüzdür



BİR KAMERA BİR TRİPODA YENİLECEKSİNİZ Önceki ŞİŞİİRİR Sonraki

AKİF NEDEN MANZUME YAZDI?

Lise yıllarımdan aklımda kalmış herhalde. Her şiir manzume olabilir fakat her manzume şiir olamaz. Bu söz aklımın bir yerine kazınmış. Bu nakarat kendi içinde tekrara durmuş ve neden bilmem bende de bir yer bulmuş. Bende bir anlam olarak değil de yalnız iyi bir ezber olarak yer etmiş.


Ezberler sanatımızın en büyük düşmanı. Sanat der demez bizli cümleler kurmaya dönen parmaklarım da benim en büyük düşmanım. Neyse. Mesele manzume. Manzumenin bizim için önemini az evvel cümleler kuran parmaklarım dediğim satırda açık etmiş oldum. Buyurun açık olanı temelli gün ışığına çıkaralım.


Manzume meselesi aslında bizim için de yeni sayılır. Bu yenilik üzerinden manzume meselesine farklı bir noktadan bakmak lazım. Türk Edebiyatında ilk örnekleri Servet-i Fünûn döneminde verilmeye başlanır. Manzume Türk şiir tarihi içinde taze bir türdür. Modern dönemin bize getirdiği bir yeniliktir. Ya da edebiyattaki şartların değişimi manzumenin yazılmasını mı geçerli kıldı? Tam da bu soruya cevap arayalım.


Manzume;ölçülü ve genellikle kafiyeli olarak, nazım biçiminde yazılmış şiirlere denir. Esas kıymeti meseleleri öykü formunda ele almasıdır. E peki bunca yıllık edebiyat geçmişimizde öykü gibi yazılmış şiirler yok mu? Elbette var ama bunlara manzume değil mesnevi diyoruz.

Mesnevi ile manzume arasındaki farklar sıralanırken en belirgin özellik olarak aruz ve hece ölçüsü kullanımı öne sürülür. Tabi bir de eserin didaktik olup olmaması ayırt edebilmemiz için önemlidir. Tabii böyle söylenir. Fakat bir türü bir başka türdün ayırt edebilmek için kısa ve çizgisi belirsiz konu başlıkları okuyucuyu ne derecede tatmin edebilir? Bu konuyu da inşallah başka bir kayıtta konuşalım.


Mesnevi ve manzume ayrımındaki farkları bir kenara bırakalım ve esas konuya dönelim. Peki, ne yaşandı da artık mesnevi değil de manzume yazılmaya başlandı? Bu soruya en kuvvetli manzume şairimiz Akif özelinde cevaplar arayalım.


Osmanlıca nesirde Namık Kemal’in mektuplarıyla; nazımda Fikret’in ve Akif’in şiirleriyle Türkçe oldu. [1]Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif Ersoy, s.326, Alfa Yayınları, İstanbul, 2020  Mithat Cemal. Her şeyden önce Merhum Akif’in manzumeleri bir tür mimari eser havası verir insana. Elde gönye ve cetvel ile her satırı hesap edilmiş, her kelimesi bir tuğla titizliğinde yerine koyulmuştur. İçine girdiğiniz mekânın her noktasını bariz bir şekilde görür ve tanırsınız. Yalnız mekânı değil misafirleri de tanırsınız. Akif, bir mimar titizliğiyle planına ve bütünlüğüne sadık kalır. Onun bir tür “Plan” şairi olması manzume yazmasının en büyük motivasyonlarından biri olmalı. [2]Mehmet Akif Ersoy, Kavaid-i Edebiyye, s.20, Büyüyen Ay yay. İstanbul, 2016 hazırlayan: Yusuf Turan Günaydın


Akif memleketin ahvali üzere kendi sesini manzumede bulur. “Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şair yoktur.” der Mehmet Kaplan. Bunun asıl nedeni Akif’in manzumenin imkanlarından faydalanarak dönemin insanlarını, konuşmalarını, gündelik meselelerini direkt ve aruz ile titizce şiirine dahil etmesidir.

Akif’in manzumeyi tercihi Servet-i Fünun’da Ayın Nadir’in “Elvah-i Tabiat”ını görmesiyle karar bulur.[3]Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri 1, sf.174, Dergah Yay, Eylül 2004 Ayın Nadir, Namık Kemal’in oğludur. Esas ismi ise Ali Ekrem’dir. Akif, Ali Ekrem’e olan muhabbetini “Ali Ekrem olmasaydı, ben olmazdım” sözüyle tesciller. Bu görüşünün Ali Ekrem’in nazma tasvir ve muhavere sokmasıyla destekler. Mithat Cemal, bu görüşe şiddetle karşı çıkar ve bu durumun zamanın bir havası olduğu öne sürer.


Akif’in manzume yazmasının görünür sebeplerini özetleyecek olursak; plan üzere hareket edildiği müddetçe ortaya muntazam eserler çıkacağını savunması, Müslim tebaanın cefası ve vatanın biteviye uğradığı tacizler içinde sesini en verimli bu şekilde kullanabilecek olmasıdır. Akif, gençliği süresince birtakım etkiler görmüşse bile bunlar onun üzerinde tesiri hafif intibalar olarak kalmıştır.


Merhum Akif’in dilini manzume üzere kurmasını biraz açtıktan sonra buyurun bu fasıladan önce sorduğumuz esas soruya dönelim. Peki ne oldu da manzume yazılmaya başlandı?

Manzume yapısı itibariyle uzun kurulur; diyaloglar, mekân ve kişi tasvirleriyle birlikte neredeyse bir hikâye ebadına ulaşır. Bu uzunlukta bir şiiri hıfzetmek ister ölçülü ister aruzlu olsun neredeyse imkânsız hale gelir. Şiir sesli okunur. Kaldı ki Akif manzumelerini anadolu camilerinin minberlerinde vaaz edip Müslümanları milli mücadeleye katılmaları için öğütlerdi.

Şiir hıfzedilemeyecek uzunlukta olduğu müddetçe kaydedilmeye muhtaç. Ya da belki de kağıt ve kayıt meselesinin tarihin orta yerine oturması daha uzun ve çeşitli halde kurulabilmesi sonucunu doğurmuş da olabilir. Merhum Akif, kâğıt üzeri kayıt kültürü yaygın olmasaydı ve matbaa gelişimini henüz tamamlamamış olsaydı yine manzume mi yazacaktı? Bilinmez. Fakat sorular her zaman cevaplar için değil sorunun bizleri götüreceği yerler için sorulur.

Akif, döneminin kayıt kültürü üzerinden şiirinde çalıştırabileceği her fırsatı değerlendirdi. Kağıt üzerinde, kağıda ve matbaa temelli olarak ulaşabileceği kadar insana ulaşmaya çalıştı. Milli Mücadele için Ankara’ya yürüyen Akif, Sebilürreşad klişesini cebinden ayırmıyordu. Çünkü yazılanların etkisi Sofya’dan Bakü’ye kadar tesir ediyordu.

 

Sezai Karakoç, Akif için “ferde değil cemiyete seslenen” ifadesini kullanır. [4]Sezai Karakoç, Mehmed Akif, s.40, Diriliş Yayınları, İstanbul, Kasım 2020 Bu yazıyı yazmadan evvel Akif hakkında taradığım metinler içerisinde beni en çok etkileyen ifade bu olmuştu. Bu cümle Akif’in hem sanatının hem de karakterinin bir konsantresi denebilir. Ferde değil cemiyete seslenmenin yolu ise güncel dağıtım araçlarını en verimli şekilde kullanabilmekten geçer.

Kayıt meselesi bize çalınacak çok kapı işaret ediyor.


Nedir bu meskenetin? Sen de bir kımıldasana!
Niçin kımıldamıyorsun? Niçin? Ne oldu sana?


Dipnot

Dipnot
1 Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif Ersoy, s.326, Alfa Yayınları, İstanbul, 2020
2 Mehmet Akif Ersoy, Kavaid-i Edebiyye, s.20, Büyüyen Ay yay. İstanbul, 2016 hazırlayan: Yusuf Turan Günaydın
3 Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri 1, sf.174, Dergah Yay, Eylül 2004
4 Sezai Karakoç, Mehmed Akif, s.40, Diriliş Yayınları, İstanbul, Kasım 2020


Önceki Sonraki

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İptal Yorum gönder

keyboard_arrow_up