menu Menü
Logo Yengi Mecmua

Sahra-yı muhabbetde o divanelerüz kim

Mecnun-ı melametzede en akilimüzdür



AŞKELON'DA SİRENLER ÇALIYOR Önceki İLHADA VE İRTİDATA AKTÜALİTE Sonraki

KERMES AHLAKI

İslami Direniş Hareketi’nin Filistin’de devam eden zulüm karşısındaki mukavemetine, samimi duygularla destek olmak için çabalayan insanlara cüretkar bir şekilde akıl verenlerin şerefleri hakkında menfi düşüncelere sahip olsam da bu yazıyı yazmaya karar verdim. Üstelik neden kermes ahlakını eleştireyim? Kermeslerle, bizden olmayanları ve dahi içimizdeki duyarsızları çıkarlarımıza yönlendiririz. Hem de bunu kentleşmiş Müslümanlığımızın duyarlılığı sayesinde söz konusu duyarsızlara sadece kısır yedirterek sağlayabiliriz. Ancak içerideki duyarsızları bir yarayı tedavi etmek maksadıyla şen bir muhtevayla doyurma noktasına gelindiğinde bu duruma direnen insanları abes karşılamamak lazım gelir.

Türk tarihinde İlk kermes, 1937’de Bergama’da düzenleniyor. Bir İzmirli olarak ben de Bergama Kermesi’ne katıldığımı ve hatta söz konusu kermeste Dursun Ali Erzincalı ve Rafet el Roman dinlediğimi hatırlıyorum. Bergama Kermesi her yıl geleneksel olarak düzenlenmeye devam ediyor. Eskiden cirit, zeybek vs. de olurdu, hala bu tür etkinlikler devam ediyor mu bilmiyorum ama sonuncusunda Eşref Ziya, Sefo, Hadise, Inna vb. isimler yer almış. Bergama Kermesi’nden bahsederken yozlaşmış bir kermesten söz etmiyoruz; zira kermesler sonradan hayırsever etkinliklerine dönüşüyor. Yoksa kermes dediğiniz şey, her ne kadar kilise kökenli bir etkinlik olsa da bildiğiniz festival, panayır; bizim için manevi bir tarafı yok yani. Burada bir problem yok, maksadı eğlenmek olan geberene kadar eğlensin, bizi ilgilendirmez. Konumuz hayırsever kermesleri olacak.

Kermeslerin hayırsever etkinlikleri olarak ABD ile birlikte popülerleştiği söylenebilir. [1]Yazıda yer alan verili bilgilerin çoğu işbu makaleden alınmıştır: Dr. Mustafa MACİT, Geleneksel Hayır Anlayışının Modern Görünümleri: Kermesler, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları … Continue reading Türkiye’de ise hayır kermeslerinin 80’li yılların sonlarında yaygınlaşmaya başladığını görürüz; en azından dergilere bu şekilde yansır. [2]Bu süreçte, dergiler içerisinde, kermesi kavramsal bağlamda tartışan tek yazarın Kamil Doruk olduğunu gördüm. Küçük bir araştırmayla tabii, vardır dahası belki. Söz konusu süreç köyden kente göçün de hızlandığı bir zaman dilimini işaret eder. Bu dönemde devrin İslamcılarında derinlemesine bir değişim gözlemlenirken bir yandan serbest piyasa ekonomisinin getirdiği politikaların etkisiyle kapitalist yapı, Müslümanlara hücum etmektedir. Ayrıca dindar diyebileceğimiz insanların ekonomik olanaklarının genişlemesi, onların kamusal alandaki varlığını daha belirgin kılmıştır.

Sosyal hayatta dindar erkeğin kendine yer bulması, günaha girmesi kadınlar kadar yadırganmadığından çok da zor olmamıştır bilindiği gibi. Şehirli olmanın verdiği güç ve sağladığı prestij erkek için yeterli bulunmuştur. Taze şehirli dindar kadın için ise kermes, sınırlı varlık bulma alanlarından biridir. (Bu arada böyle çok özet şeyler söylediğim için eleştiriye açık olduğumu belirteyim, konunun derinleştirilmesi hayırlı olur.) Kermes sayesinde dindar kadın, boş zamanlarını dini motivasyonla verimli bir şekilde değerlendirirken dindar erkek gibi tüketim toplumuna da dahil olabilecek, sosyalleşecek ve dayanışma içinde olacaktır. Halihazırda yaşadıklarımız, görsel ve dijital kültürün de getirileriyle aşağı yukarı bundan ibaret. Bir problem yok gibi görünebilir ancak kermes bir event olarak Türk yurdunda, doğrudan infak ve imece usulü yardımlaşma gibi İslami ve geleneksel yardımlaşma yöntemlerinin neşeyle önüne geçmekte. İmece derken 2’nci asrına girdiğimiz cumhuriyet tarihinin İstanbul’unda hep beraber hasada gitmekten bahsetmiyorum tabii.

Ayrıyeten kermeslerde satılan ürünlere değerlerini ikinci plana düşüren sembolik anlamlar da yükleniyor. Ürünler, dini bir alışveriş anlamı kazanıyor ve bu alım satım, manevi arınmaya dönüşüyor. Hikâyenin sonunda bir şey alarak yahut bir şey satarak hayır işleniyor ve arınma tamamlanıyor. Değerinin genel olarak üzerinde para verip alınan ürünlerle sağlanan bir tür ruhani şenlik hizmetinden bahsediyoruz yani. İnfak ise mesela karşılıksız yapılır. Hatta ayetle sabit: Allah yolunda infakın sevabı bire yedi yüz. Bu durumda mesela hayır için para sarf ederken bütün dolaylı yolları aradan çıkartmamız gerekmez mi? Hayır kermeslerinde sürecin infakın aleyhine ve modern toplumu esir alan tüketimin lehine işlediğini görmek zor mu gerçekten?

Kermes ahlakından kastımız ne bi de? Kermes ahlakı, elini taşın altına koymak için kısır yemeyi bekleyenlerin ahlakı özetle. Hedeflediği ve oluşturduğu kitle itibariyle bozuk bir ahlak. Herkesin seveceği, savaşmayan, demokratik, saçma sapan, tertemiz bir ahlak. Yaşadığımız topraklarda bir şeylerin değiştirilmesini yüz yıllardır zorlaştıran, tarihi bu topraklarda kermesten çok daha eski olan bir ahlak. Savaşı ve mücadeleyi türlü şaklabanlıklarla manipüle eden, hedefi ıskalayan, gerçeğe yönelmeyen bir ahlak. Yazının başında dediğim gibi, İslami Direniş Hareketi’nin Filistin’de devam eden zulüm karşısındaki mukavemetine, samimi duygularla destek olmak için çabalayan insanlara cüretkâr bir şekilde akıl verenlerin şerefleri hakkında olumlu kanaatlerim yok. Ancak iyi organize olamamış ve ne yaptığını bilmeyen iyi niyetli insanların, bağımsız bir Türkiye için hareket etmeyenlerin, öyle ya da böyle kapitalist işleyişi sürdürenlerin Müslümanları zafere götüreceğine inanmıyorum.

Bugün kermesleri çoğunluk itibarıyla kadınlar düzenliyor. Müşteriler de çoğunlukla kadın. Dolayısıyla bu yazı dindar kadın eleştirisi olarak okunma tehlikesi de ihtiva ediyor. Ama öyle değil. Dindar kadın eleştirisi veya dindar kadın diye bir şeye de inanmıyorum. Dindar eleştirisi mi peki? Ben böyle okumazdım; bir tür keyif pezevengi eleştirisi belki. İstikametleri üzere yürürken bir şey kaybetmeyi göze alamayanların, dünya kananların eleştirisi belki de. Hepimizin eleştirisi dolayısıyla biraz. Üstelik süper insanlar olamayacağımızı bilip kabul ederek söylüyorum bunları.

Keyifleri ve çıkarları uğruna aldatılan ve milletinin aldatılmasına vesile olan herkesten nefret ediyorum. Sınırlı kabiliyetleri dolayısıyla bir şeyler yapmak isterken dikkat dağıtan iyi niyetli insanlar için ise yazı filan yazıyorum işte, ne yapayım?

Dipnot

Dipnot
1 Yazıda yer alan verili bilgilerin çoğu işbu makaleden alınmıştır: Dr. Mustafa MACİT, Geleneksel Hayır Anlayışının Modern Görünümleri: Kermesler, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 42, ERZURUM 2010, 175-190.
2 Bu süreçte, dergiler içerisinde, kermesi kavramsal bağlamda tartışan tek yazarın Kamil Doruk olduğunu gördüm. Küçük bir araştırmayla tabii, vardır dahası belki.

Filistin Gazze Hayır Kermes


Önceki Sonraki

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İptal Yorum gönder

keyboard_arrow_up