Bir tür olarak insanın yeryüzü macerası, aynı zamanda onun “inşa ve imar” tarihi olarak da okunabilir; zira kadim bilginler ve filozoflar, insanın bu imar edici yönüne atıfta bulunarak, bir dil konuşmaktan siyasal düzen tesis etmeye kadar uzanan çok geniş bir faaliyet alanını dünyayı imar etme pratiği olarak değerlendirmişlerdir. Bu yönüyle insanın dünya ile kurduğu ilişki iki boyutta tezahür etmiştir. Bunlardan ilki olan fiziksel dünya, maddi, biyolojik ve coğrafi varlığı imlerken; anlam dünyası ise kültürel ve düşünsel varlığa işaret etmektedir. Burada ele alınacak olan “teknoloji” olgusu da bu maddi ve anlam boyutlarının kesiştiği en girift noktalardan biri olma özelliğini taşımaktadır. Bu giriftlik, insanın teknolojiyle kurduğu ilişkinin tarihsel seyri boyunca derinleşmiş; teknoloji, zamanla yalnızca bir araç olmaktan çıkıp insan yaşamının belirleyici bir unsuru hâline gelmiştir. Meselenin asli olarak tebarüz ettiği nokta, insanın fiziksel dış dünyayı inşa etme aracı olan teknolojinin, kültürel ve tinsel anlam dünyası içinde de bir iktidar odağına dönüşüp dönüşmediği ya da insanın teknoloji karşısında özerkliğini ve özne olma vasfını yitirip yitirmediğidir.
Yukarıda işaret edildiği üzere teknoloji, insanlık tarihiyle yaşıt bir edim ve eylem biçimi olsa da, özellikle Aydınlanma yüzyılının insanlığa vadettiği ütopik dünyanın bir parçası olarak çok daha merkezi bir konuma taşınmıştır. Zira insanlığın daha özgür ve müreffeh bir geleceğe doğru ilerleyişinin maddi göstergelerinden biri, teknolojinin somut çıktıları olarak görülmüştür. Nitekim toplumların medeni ya da ilkel olarak sınıflandırılmasında, teknolojik düzey önemli bir ölçüt olarak kabul edilmiştir. Teknolojinin doğrudan çıktıları olan ürün, sistem ve hizmetlerin yaşam dünyasında daha yoğun biçimde yer alması; yeni ekonomik örgütlenme biçimlerinin ve üretim araçlarının ortaya çıkması; özellikle de İkinci Dünya Savaşı sonrasında kitle imha silahlarının yıkıcı etkilerinin tecrübe edilmesi, teknoloji–insan ilişkilerinin eleştirel biçimde yeniden düşünülmesini gerekli kılmıştır.
Bu bağlamda Martin Heidegger, Jacques Ellul, Theodor W. Adorno, Herbert Marcuse, Zygmunt Bauman, Lewis Mumford, Ivan Illich, E. F. Schumacher, Michel Foucault ve Neil Postman gibi pek çok Batılı düşünür, teknolojiyi insan, iktidar, kontrol, devlet ve medya ilişkileri çerçevesinde ele almıştır. Bu düşünürlerin yaklaşımları farklılık gösterse de, Aydınlanma felsefesine ve onun epistemolojik temellerine yönelik eleştiriler ortak bir problem alanı olarak arka planda yer almaktadır. Bu çalışmanın temel amacı da, söz konusu düşünürlerden hareketle teknolojiyi ekonomi politik bir perspektiften tartışmak, teknolojinin değer yüklü olup olmadığına dair daha sağlıklı bir sonuca ulaşmak ve imkân alanlarını sorgulamaktır. Teknoloji kavramı, özlü bir biçimde şu şekilde tanımlanabilir: Teknoloji, insanın ya da insan topluluklarının çevrelerini, yaşam biçimlerini, üretim, yönetişim ve kontrol süreçlerini daha etkili hâle getirmek amacıyla kullandıkları araç-gereçler, emtialar, organizasyon biçimleri ve kuramsal bilgilerin bütünüdür [1]Ömer Demir & Mustafa Acar, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, 1992, s. 352. Bu tanım, teknolojinin yalnızca mekanik ya da elektronik aygıtlardan ibaret olmadığını; aynı zamanda üretim biçimlerini, epistemolojik alanı, pazarlama organizasyonlarını ve medya ağlarını da kapsadığını göstermektedir. Bu durum, teknolojiye dair daha özcü bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Teknolojiye yönelik özcü ve ontolojik bir yaklaşım, Martin Heidegger’in düşüncesi üzerinden temellendirilebilir. Heidegger, tüm felsefi sistemini “varlık” kavramı üzerine inşa etmiş ve teknolojiyi antropolojik değil ontolojik bir çerçevede ele almıştır. Ona göre teknik yalnızca bir araç değildir; teknik, gizini açmanın bir tarzıdır [2]Martin Heidegger, Tekniğe İlişkin Soruşturma, çev. Doğan Özlem, Paradigma Yayınları, 1998, s. 52. Heidegger, Aristoteles’in varlık anlayışından hareketle varlığın dört unsurunu –madde, biçim, amaç ve etken neden– poiesis, yani gizini açma kipi içinde değerlendirir ve bu gizini açma tarzını physis ve tekhnē olarak ikiye ayırır. Bu yönüyle tekhnē, hakikatin açığa çıkmasının bir biçimidir [3]Martin Heidegger, Tekniğe İlişkin Soruşturma, 1998, s. 53. Ancak Bacon ve Descartes ile birlikte modern çağda doğanın tahakküm altına alınabilir bir nesne olarak kavramsallaştırılması, Heidegger’in modern teknolojiye yönelik eleştirisinin temelini oluşturur. Heidegger’e göre modern teknikte hâkim olan gizini açma tarzı, doğaya sökülüp alınabilir ve depolanabilir enerji talebini dayatan bir meydan okumadır [4]Martin Heidegger, Tekniğe İlişkin Soruşturma, 1998, s. 55. Bu meydan okuma, varlığı “gestell” yani çerçeveleme içine alır ve her şeyi “bestand”, başka bir ifadeyle el altında bulunan bir stok hâline indirger.
Fransız düşünür Jacques Ellul ise teknolojiyi sosyolojik ve teolojik bir çerçevede ele almış, özellikle Teknoloji Toplumu adlı eserinde teknolojinin yapısal niteliğini irdelemiştir. Ellul, teknolojiyi makineyle özdeşleştiren yaklaşımlara karşı çıkar ve teknolojinin bundan çok daha kapsayıcı bir sistem olduğunu savunur. Ona göre teknik, insan hayatının her alanına nüfuz ettiğinde insan için dışsal bir araç olmaktan çıkarak insanın bizzat özü hâline gelir [5]Jacques Ellul, Teknoloji Toplumu, çev. Mehmet Ceylan, Bakış Yayınları, 2003, s. 16. Bu bağlamda teknoloji, modern toplumda özerkleşmiş bir yapı hâline gelir ve birey üzerinde tahakküm kurar. Ellul’un analizlerinde teknolojinin ahlaki sınır tanımayan ve salt verimlilik odaklı doğası ön plana çıkar. Nitekim Ellul, teknik söz konusu olduğunda hükmün bütünüyle verimliliğe dayandığını vurgular [6]Jacques Ellul, Teknoloji Toplumu, 2003, s. 190.
Teknoloji eleştirisini modernlik bağlamında ele alan bir diğer önemli isim Zygmunt Bauman’dır. Bauman, modernliğin akılcı ve düzenleyici yapısının, Holokost gibi kitlesel yıkımları mümkün kılan bir zemin oluşturduğunu savunur. Ona göre modern bürokrasi ve onun emrindeki teknikler, insanlık suçlarını dahi rasyonel ve meşru çerçeveler içinde gerçekleştirebilecek bir kapasiteye sahiptir [7]Zygmunt Bauman, Modernite ve Holokost, çev. Süha Sertabiboğlu, Sarmal Yayınevi, 1997, s. 36. Bürokrasi, verimlilik ve maliyet düşürme ilkeleri doğrultusunda hareket ederken, insani ve ahlaki ayrımları göz ardı edebilmektedir [8]Zygmunt Bauman, Modernite ve Holokost, 1997, s. 140.
Buraya kadar ele alınan düşünürlerin ortaklaştığı nokta, modern teknolojinin salt verimlilik odaklı ve bütünselci doğası sebebiyle insanın duygusal ve tinsel yönlerini ihmal etmesidir. Teknoloji doğrudan değer yüklü olmasa da, kullanım koşulları ve iktidar ilişkileri bağlamında otoriter işlevler kazanabilmektedir. Bu bağlamda teknoloji, sermaye ve devlet aygıtlarının elinde bir kontrol ve yönlendirme aracına dönüşmektedir. Nitekim bilgi ve iletişim teknolojilerinin askeri amaçlarla geliştirilmiş olması bu durumu açıkça göstermektedir. İnternetin öncülü olan ARPANET’in, ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı DARPA tarafından nükleer saldırılara karşı dayanıklı bir iletişim ağı kurmak amacıyla geliştirilmiş olması bu bağlamda hatırlanmalıdır.
Son olarak Antonio Negri ve Michael Hardt’ın İmparatorluk adlı çalışması, teknolojinin küresel ölçekte iktidar ve biyopolitik denetim aracı olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır [9]Michael Hardt & Antonio Negri, İmparatorluk, çev. Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, 2012. Bu yaklaşım, Michel Foucault’nun iktidarı bir ağ olarak kavramsallaştırmasıyla da örtüşmektedir. Günümüz dünyasında finansal dolaşım, enformasyon ağları ve siyasal bağlantılar, teknolojinin iktidar üretimindeki merkezi rolünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Netice itibarıyla teknoloji, insanın dünyayı inşa etme sürecindeki eşlikçisi olmaktan çıkarak, sermaye ve devlet mekanizmalarının elinde bir şeyleştirme aracına dönüşmüştür.
Dipnot
| 1 | Ömer Demir & Mustafa Acar, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, 1992, s. 352 |
|---|---|
| 2 | Martin Heidegger, Tekniğe İlişkin Soruşturma, çev. Doğan Özlem, Paradigma Yayınları, 1998, s. 52 |
| 3 | Martin Heidegger, Tekniğe İlişkin Soruşturma, 1998, s. 53 |
| 4 | Martin Heidegger, Tekniğe İlişkin Soruşturma, 1998, s. 55 |
| 5 | Jacques Ellul, Teknoloji Toplumu, çev. Mehmet Ceylan, Bakış Yayınları, 2003, s. 16 |
| 6 | Jacques Ellul, Teknoloji Toplumu, 2003, s. 190 |
| 7 | Zygmunt Bauman, Modernite ve Holokost, çev. Süha Sertabiboğlu, Sarmal Yayınevi, 1997, s. 36 |
| 8 | Zygmunt Bauman, Modernite ve Holokost, 1997, s. 140 |
| 9 | Michael Hardt & Antonio Negri, İmparatorluk, çev. Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, 2012 |